DOI: 10.31679/adamakademi.1624235 ISSN: 2146-4936

Mezopotamya Panteonu ve Ninurta: Sümer-Akkad Krallarının Meşruiyeti, Doğa Güçlerinin Kişileştirilmiş Formları Olan Tanrılar Aracılığıyla Doğrudan Yaşam’dan Gelir (MÖ 2350-1763)

İzzet Çıvgın
Makalenin hedefi, Aşağı Mezopotamya’da 1000 yıl kadar süren kent-devletler düzeninin sona erdiği ve ilk bölgesel devletlerin ortaya çıktığı MÖ 2350’lerden Babilli Hammurabi’nin fetihleriyle Aşağı ve Orta Mezopotamya’yı birleştirdiği MÖ 1763 yılına dek bölgeye hâkim olan siyaset kavrayışının kaynaklarını ortaya koymaktır. Bu amaçla Sümer-Akkad mitolojisine odaklanılmış ve Aşağı Mezopotamya seçkinlerinin meşruiyetlerini “göksel krallık” olarak da nitelenen Sümer-Akkad panteonuna dayandırdıkları sonucuna ulaşılmıştır. Göksel krallığı oluşturan unsurlar, doğa güçlerinin kişileştirilmiş formları olan tanrılardır. Bu kategori altında sıralanan ve hepsinin doğada karşılıkları olan tanrılar, genel olarak insan topluluklarının, özel olarak yazı gibi olağanüstü bir kayıt tutma aracına sahip olan kentli-uygar toplumların dini ve siyasal seçkinlerinin çabalarıyla kozmik hiyerarşinin yansıması olarak bir araya getirilmişlerdir. Sümer-Akkad mitolojisi, Yaşam’ı var eden kozmik güçleri kişileştirerek metafizik olgular haline getirmiş, en karmaşık toplumsal örgütlenme formu olan Devleti de Yaşamın bekçisi-garantörü olarak tasavvur etmiştir. Buna göre, yersel krallığın meşruiyeti panteon aracılığıyla doğrudan doğruya Yaşam’dan, insan toplumlarının ayakta kalabilmeleri için muhtaç oldukları bolluk ve bereketten gelmektedir. Erken devlet bu formülle kendini Yaşamın sürekliliği için zaruri bir araç olarak sunmakla kalmaz, göksel hiyerarşinin yeryüzü için de geçerli olduğunu öne sürerek siyasal seçkinlerin uyruklar üzerindeki iktidarının yeryüzündeki düzen ve istikrar için doğal bir gereklilik olduğu fikrini zihinlere kazır.

More from our Archive