DOI: 10.34230/fiad.1864816 ISSN: 2587-2532

Filistin Tarih Yazıcılığı Geleneğinde Abdullah Muhlis: Yöntemi ve Tarih Yazımı Alanları

Ahmet Kuray, Abdulkadir Karacadağ
Abdullah Muhlis, XX. yüzyıl Filistin tarih yazıcılığının önde gelen temsilcilerinden biridir. Osmanlı döneminde yetişen ve Filistin’in siyasal kırılmalarına tanıklık eden Muhlis, tarihî üretimini ilmî titizlik ile Filistin kimliğini tahkim etme hedefini birlikte gözeten bir çizgide sürdürmüştür. Bu iki yönlü hassasiyet, onun metin merkezli araştırmayı yerel hafıza ve kurumsal süreklilikle irtibatlandıran bir tarih anlayışı geliştirmesine imkân tanımıştır. Bu çerçevede çalışmada öncelikle Muhlis’in tarihçi kimliği ve tarih yazım anlayışı ele alınmış; klasik metinlere yönelik tenkitçi yaklaşımı, kronoloji ve nispet hatalarına ilişkin tashihleri ile kitabeler gibi maddî kültür verilerini birincil kaynak olarak kullanma biçimi değerlendirilmiştir. Ardından Muhlis’in siyer literatürüne katkıları, Resâilü’r-Resûl ve Hülletü’s-Siyerâ üzerinden incelenmiştir. Bu bağlamda Hz. Peygamber’e nispet edilen mektuplara dair çalışması ele alınmış; ayrıca Hz. Peygamber için kaleme alınmış bir kasidenin şerhlerine yönelik tetkikleri, siyer çalışmalarının tamamlayıcı bir unsuru olarak değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra Muhlis’in vüzerâ literatürüne duyduğu ilgiye dikkat çekilmiş ve İbnü’s-Sayrafî’nin (ö. 542/1147) el-İşâre ilâ men nâle’l-vezâre adlı eserine hazırladığı tahkik çalışması incelenmiştir. Son olarak Filistin tarihine dair çalışmaları, Kudüs merkezli şehir tarihçiliği ve Filistinli âlimlere yönelik biyografik derleme girişimleri bağlamında ele alınmıştır. Çalışmanın temel amacı, Muhlis’in tarihçiliğinin yalnızca akademik bir faaliyet olarak değil, aynı zamanda Filistin kimliğinin inşası ve kurumsal hafızanın korunmasına yönelik bilinçli bir tarih söylemi olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktır. Elde edilen bulgular, onun farklı alanlara uzanan üretimine rağmen ağırlık merkezinin Filistin olduğuna ve yerel hafızayı güçlendiren kurucu bir rol üstlendiğine işaret etmektedir. Bununla birlikte 1948’de şahsî kütüphanesinin kaybı, bu tarihî birikimin zayi olmasına ve hafızanın sürekliliğinin kesintiye uğramasına yol açmıştır.

More from our Archive