DOI: 10.59379/tdpd.1853780 ISSN: 2687-2722

Din Sosyal Psikolojisi Perspektifinden Antinatalizm ve Annelik

Tuba Dönmez Çağlar
Bu makalede, antinatalizm kavramının Türkiye bağlamında din sosyal psikolojisi perspektifiyle kavramsal olarak incelenmesi; dini inançların annelik algısı üzerindeki etkilerinin ve özellikle çocuk sahibi olmayı reddeden kadınların psiko-sosyal deneyimlerinin çözümlenmesi amaçlanmıştır. Türkiye’de antinatalizm üzerine doğrudan yapılmış çalışmaların sınırlılığı nedeniyle araştırmada bu kavram, toplumsal düzeyde daha anlaşılır kılınabilmesi için gönüllü çocuksuzluk olgusuyla birlikte ele alınmıştır. Antinatalizm, yaşamın temelde acı ve ıstırapla yüklü olduğu varsayımından hareketle doğum eylemini etik açıdan sorgulayan radikal bir felsefi tutum olarak tanımlanırken; gönüllü çocuksuzluk, bireylerin veya çiftlerin çocuk sahibi olmama yönündeki bilinçli tercihlerini ifade etmektedir. Çalışma, anneliğin yalnızca biyolojik bir süreç değil, toplumsal normlar, kültürel değerler ve dini inançlar tarafından şekillendirilen çok katmanlı bir kimlik ve anlam alanı olduğu varsayımına dayanmaktadır. Dini ve geleneksel değerlerin güçlü olduğu Türkiye gibi toplumlarda, antinatalist söylemler ile yerleşik annelik normları arasındaki gerilimlerin görünür kılınması önem taşımaktadır. Bu bağlamda araştırmada nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiş; alanyazın taraması, belge analizi ve sosyal medya verilerine dayalı tematik analiz birlikte kullanılmıştır. Çalışmanın teorik çerçevesi, Masahiro Morioka’nın yaşam etiği yaklaşımı ve David Benatar’ın asimetri argümanı gibi temel antinatalist teoriler ile İslam düşüncesinde üreme, aile ve annelik konulu dini metinler arasındaki gerilim hatları üzerine kurulmuştur. Ayrıca Türkiye’de antinatalist eğilimlerin din sosyal psikolojisi bağlamında nasıl şekillendiğini anlamak amacıyla antinatalizm temalı bir Instagram sayfasından elde edilen yorumlar etik ilkeler doğrultusunda ve kullanıcı kimlikleri gizlenerek analiz edilmiştir. Bulguların, Türkiye’de değişen aile yapıları, düşen doğum oranları ve modernleşmeyle dönüşen annelik algılarının din sosyal psikolojisi açısından anlaşılmasına katkı sunması beklenmektedir. Bu yönüyle makale, antinatalist söylemi yalnızca bireysel bir tercih konusu olarak değil, annelik normu, dini anlamlandırma, manevi sorumluluk, toplumsal baskı, kadın bedeni ve modernleşme süreçleriyle kesişen psiko-sosyal bir fenomen olarak değerlendirmektedir. Bu değerlendirme, çalışmanın kuramsal, yöntemsel ve disiplinlerarası özgünlüğünü açık biçimde güçlendirmektedir. Makale, antinatalizm literatüründeki teorik boşluğu görünür kılmanın yanı sıra toplumsal değişim karşısında dini inançların bireysel yaşam tercihleriyle nasıl tartışıldığını ortaya koymayı hedeflemektedir.

More from our Archive